Archive | Haziran, 2010

Çalışanneyim…Çalışan neyim?

Posted on 13 Haziran 2010 by

Çalışan annelerin çalışmayanlara göre avantajı çok. Çünkü, çocukları ile daha yoğun ve gerektiği kadar ilgileniyorlar. Beraber geçirdikleri zaman kıymetli ve devamlı olarak birşeyden feragat ederek o saati beraber geçiriyorlar.
Uzun mesailer yapan birisi olarak iş yaşantısına girdiğimden beri, birşeyler boyama dürtümü hep ötelemiştim. Fırsatları zorlayarak, biraz da kursu veren kişinin toleransı ile bir ahşap boyama kursuna başladım. Kendisi de akademisyen olan hocamız akşam normal başlama zamanınından biraz geç gitmeme izin veriyordu. Geç başlayınca bitemeyen boyamalar için geç saatlere kalmama ses çıkarmıyordu. Merak ediyordum niye dinlenme saatlerini bizimle geçirmeye bu kadar özveriliydi… Bir akşam bunun cevabını aldım. Dedi ki: Hiçbiriniz, boyasını aletini unutmuyor, sözverdiği gibi bitireceği işleri bitirip getiriyor. Diğer kursiyerler hiç böyle değil, gün içinde vakti olduğu için gelenler ya birşeyini unutuyor, ya gelmiyor. Geç saate kalıp sizlerle çalışmayı gün içinde onlarla uğraşmaya yeğliyorum.

Geçen sene oğlumuzun okul seçimi, okuldaki görüşme günleri, gösteri günü derken yıllık iznimin önemli bölümünü bu işe vakfettim. Anaokulundayken okulun sahibesi, benim okul etkinliklerine katılım yüzdemi, herhangibirşey danışmak, anlatmak için okulu aradığım sıklığı çok takdir ettiğini iletmişti.

Çalışan annelerin çalışmayanlara göre avantajı çok. Çünkü, çocukları ile daha yoğun ve gerektiği kadar ilgileniyorlar. Beraber geçirdikleri zaman kıymetli ve devamlı olarak birşeyden feragat ederek o saati beraber geçiriyorlar. Tercih ettikleri ve bilinçli yapılandırdıkları bir ilişki biçimi gelişitiriyorlar. Bu nedenle de çocukla olan ilişkileri zinde kalıyor.

Çalışan anneler ne hissediyor? Belki suçluluk duygusu, eksik yapıyormuş duygusu, belki başka birşey ama sonuçta bu ilişkiye önem verdikleri hissediliyor. Bu konuda daha çok konuşuyor, yardım istiyor, düşünüyorlar. Gösterdiği çabanın geri dönüşünü daha iyi gözlemliyor, çocuğunun tepkilerini izliyor, anlamlandırmaya çalışıyorlar.

Görevim gereği pekçok profesyonelle mülakatlar yapıyorum. Genelde insan ilişkilerine yönelik bir sorum var ki, sohbeti ilerletirken çok yararlı oluyor. Çocukları olan hanımlara çocuğuna bakan kişilerin ne kadar süredir onlarla beraber olduğunu soruyorum. Aldığım yanıtlardan çıkardığım bir sonuç var. Eğer çalışan anne, çocuğu için yararlı olduğuna inandığı bir yardımcıyla çalışıyorsa, onunla uzun süreli devam etmek için çaba sarfediyor. Arada çocuğu olmasa, o kişiyle yolları çok sudan bir sebeple bitirecekken, avantajı-dezavantajı tartıp dirayetle bazı şeyleri yöneterek uyumlu bir çabaya girişiyor. O kişiyi de anlamaya çalışıyor, yapıcı ve müzakereci bir tutum geliştiriyor. Kesinlikle yürümeyeceğini hissettiği yerde ilişkiyi kesiyor.

Gözlemim, aynı zamanda anne olan her çalışan, çocuk büyütmenin gerektirdiği, iletişim ustalığı, müzakere becerisi, tolerans, empati, zaman yönetimi, sahiplenme duygusu, dayanıklılığı günün her satinde yeniden yeniden öğreniyor. Her kişinin öğrenim performansı elbette değişik olmakla beraber mutlaka bu sürece dahil oluyor.

İşverenler açısından harika bir eğitim fırsatı… Maliyeti olmayan, sürekli pekiştirilen bir beceri eğitimi, dünyanın hiç bir yerinde bulunmaz. Çocuk doğuran hanımların işe konsantrasyonu düşer diye düşünen zihniyetler de yok değil ama bence hepsi içten içe benim söylediklerimi haklı buluyor. Verimi düşüren çocuklu olmak değil, olsa olsa çalışan anneye empati gösteremeyen işyeri iklimi olabilir.

Saygılarımla,
Özlem Balkan

balkanoz@gmail.com

VN:F [1.9.1_1087]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.1_1087]
Rating: 0 (from 0 votes)

Comments (0)

Yaratıcı Drama

Posted on 13 Haziran 2010 by

Ergin Yaldız ve çocukları derste izlemek ayrı bir keyif. O kadar güzel ve yaratıcı bir şekilde eğleniyorlar ki insanın hemen gruba katılası geliyor. Bu derste herşey spontan ve özgürce gerçekleşiyor.

VN:F [1.9.1_1087]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.1_1087]
Rating: 0 (from 0 votes)

Comments (0)

Beylikdüzü Okulda

Posted on 13 Haziran 2010 by

Beylikdüzü şubemizin okuldaki fotoğraflarından oluşan slaytshow.

VN:F [1.9.1_1087]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.1_1087]
Rating: 0 (from 0 votes)

Comments (0)

UB Çamlıca’da SERGİ

Posted on 13 Haziran 2010 by

Mayıs Başında Çamlıca Şubemizde Çocuklarımızın eserleri sergilendi. SLAYTSHOW olarak hazırlanan fotoğraflar bir harika.

VN:F [1.9.1_1087]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.1_1087]
Rating: 0 (from 0 votes)

Comments (0)

Kısaca Branş Dersleri

Posted on 13 Haziran 2010 by

 Herşeyin kısa Özeti gibi bir Klip olmus: Tüm branş dersleri ve İngilizce’nin yanısıra Okul psikoloğunun gün içindeki çalışmaları hakkında kısa bir röportajda yer alıyor burada.

VN:F [1.9.1_1087]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.1_1087]
Rating: 0 (from 0 votes)

Comments (0)

Sadece Çocuklar mı Eğleniyor?

Posted on 13 Haziran 2010 by

Jenerikte yer alan görüntüler uçan balon da sadece cocukların eğlenmediğini gösteriyor. Çamlıca şubemizin yönetimi, öğretmenleri ve stajyerleri birlikte eğlenirken görüntüleniyor burada. 
VN:F [1.9.1_1087]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.1_1087]
Rating: 0 (from 0 votes)

Comments (0)

Anaokulu Seçerken

Posted on 13 Haziran 2010 by

Dil becerilerini kazanabilmiş çocukların ailelerini ve çevrelerindeki insanları hayrete düşürebilecek sorular sorduklarına pek çok kere şahit olmuşsunuzdur. “Deniz neden mavi?”, “Kızlar niye etek giyiyor?”, “Ben nasıl doğdum?”, “Ay canlı mı?”, “Kediler niye konuşmuyor?” vb. sorularla köşeye sıkıştığınız duygusuna da kapılmışsınızdır. Aslında tüm bu sorular kendisi dışında bir dış dünyanın var olduğunu fark eden küçük çocuğunuzun “neler olup bittiğini” kavramaya yönelik çabasından kaynaklanmaktadır.

Çocukların hareket edebilmeye başlamaları ile birlikte etraflarındaki tüm eşyaları karıştırdıklarını, orasını burasını çektiklerini, sağa sola fırlattıklarını bilirsiniz. Henüz dil becerileri fazla gelişmemiş ve hareket kapasitesi sınırlı olan çocuk, dünyayı tanımaya önce yakın çevresiyle başlar. Eşyaları ağzına götürür, sert mi/yumuşak mı diye bakar. Yere fırlatıp çıkardığı sesi, dayanıklılığını kontrol eder. Eline aldığı nesneyi tanımaya ve onu zihninde bir yere yerleştirmeye çalışır. Dil becerilerindeki ve motor faaliyetlerindeki artma ile ise sınırlar genişler, haliyle çocuğunuzun merakı da artar. Yeni gördüğü her şeyi büyük bir hayretle inceler. Onu algılamaya ve anlamlandırmaya çalışır. Üzerine sorular sorar.

Bu dönemde çocuğunuz karşılaştığı tek şey de nesneler değildir elbette. Gittikçe daha fazla sosyal ortamlarda bulunmaya başlar. Artık “komşu teyzesi” ve “komşu teyzesinin çocuğu” vardır. Oyuncaklarını paylaşması gerektiğini öğrenir. Bir şeyi almaya kalktığında “izin” de istemesi gerekmektedir. Yani bu arada büyükleriyle ve yaşıtlarıyla nasıl iletişim kurması gerektiğine dair kuralları öğrenmeye başlar ve bir çocuğun psikososyal gelişimi onun farklı gruplara ne kadar uyabildiği ve toplumsal kurallara ne derece uyum gösterebildiği ile değerlendirilir. Okul öncesi dönemde sosyal uyumu iyi olan çocuklar, ileri yaşlarında da bu açıdan daha az problem göstermektedirler.

Öte yandan, okul öncesi dönem çocuğun anne ve babadan yavaş yavaş ayrışmasını ve bağımsızlaşmasını da gerektiren bir dönemdir. Çünkü çocuk artık ilk doğduğu zamanki gibi yoğun bir bakıma muhtaç değildir. Acıktığı zaman bunu sözel olarak ifade edebilir, tuvalet becerilerini kazanmıştır, kendi kendine giyinebilir, istediği gibi evin içinde dolaşabilir vs. dolayısıyla çocuğun tüm ihtiyaçlarının artık ebeveynler tarafından karşılanması gerekmemektedir, aksine bunları kendi başına yapabilmeyi öğrenmesi gerekir.

Bu aşamada okul öncesi eğitim kurumları ailelerin yükünü hafifletmektedir. Bu kurumlar çocuklara yapılandırılmış, kuralları belli olan bir ortam sunar. Çünkü bu ortam içinde neyin yapılabilir neyin yapılamaz olduğuna dair belirli sınırlar vardır. Çocuklar geçen zamanla birlikte kuralları öğrenmeye ve uyum göstermeye başlarlar. Dolayısıyla burası çocukların sosyalleşmelerinin ilk basamağı olmaktadır. Öte yandan değişen ortamla birlikte çocuklar yeni kişiler tanırlar ve yeni davranış örnekleri edinirler, bu durum onlara çeşitli davranış kalıplarını deneme ve ortama uygun olanını seçebilme şansını tanır. Bir ev ortamından daha fazla amaçlı aktivitede bulunabildikleri bu ortam, çocukların çevrelerini kavramaya yönelik meraklarının tatmin olmasını ve sürekli işleyen zihinlerinin yeni bilgilerle dolmasını sağlarken onların hem sosyal gelişimlerine katkıda bulunmakta, hem de ilkokula geldiklerinde uyum problemi yaşama ihtimallerini ortadan kaldırmaktadır.

Müzik, resim, dans gibi özel aktivitelerle desteklenen bir okul öncesi eğitim dönemi çocuğun bu alanlara ait yeteneklerinin erken keşfini sağlarken, istekleri doğrultusunda kendilerini geliştirebilmelerine de olanak tanır. Dolayısıyla okul öncesi eğitim, çocuğun içine doğduğu kültüre olan uyumunu kolaylaştırıcı bir özellik oluştururken, ailenin çocuğunu daha iyi tanımasını ve ona “daha iyi bir geleceği” nasıl sağlayabileceğini fark etmesini kolaylaştırır. Öte yandan bu süreç içinde çocuğun da kendine dair farkındalığı da giderek artırmaktadır.Bu da demektir ki çocuğunuz –belki de bilinçsiz bir şekilde- kendi geleceğine olumlu bir yatırım yapmaktadır.

VN:F [1.9.1_1087]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.1_1087]
Rating: 0 (from 0 votes)

Comments (0)

Aile İçi İletişimsizlik Büyüyor

Posted on 13 Haziran 2010 by

Gençler aileleriyle anlaşılmadıklarını hissettiklerinde, anne–babalarının kendilerini sevmediklerini, güvenmediklerini veya değer vermediklerini düşünerek, gittikçe uzaklaşabilirler.
Sonuçta evladına ulaşamayan anne–baba kendisini çaresiz hissederken genç de, anne–babası tarafından anlaşılamamanın verdiği stresle, gittikçe ya iç dünyasına çekilmekte ya da ailede aradığı huzuru bulamayarak arkadaş ortamlarında duygusal doyum ihtiyacı arar. Bunun sonucunda ortaya çıkan stres, her iki tarafta hem organik hem de psikolojik problemlere yol açabilir.

Sizde bir adım atın
Anne–babanızla aranızda çıkan sorunlardan rahatsız oluyorsanız sadece onların size ulaşmasını beklemeyin, siz de onlara ulaşabilirsiniz. Anne babanızın size yönelttiği eleştiriler ve eleştiri tarzı sizin kendinizi suçlu hissetmenize ve bunun karşısında savunmaya geçmenize yol açıyor olabilir. Önce kendinize güvenin ve suçluluk kompleksinden sıyrılmaya çalışın. Bir yerde bir anlaşmazlık varsa sorumluluk tek tarafın değil iki tarafındır. İletişim uyum demektir.

Sizde onlara sevgi gösterin
Anne–babanızın sizi sevmemesi veya aranızda anlaşmazlık çıkması size olan sevgilerini yeterince göstermelerine engel olabilir. Ya da bazı anne–babalar kendileri yeteri kadar sevgi görmemişse sevgilerini yeteri kadar gösteremezler. Eğer anne–babanızın davranışlarını daha soğukkanlılıkla düşünürseniz sizi ne kadar çok sevdiklerini anlayabilirsiniz.

Nedenleri görmeye çalışın
Anlaşmazlıkların nedenlerini görmeye çalışın. Genelde bu, bakış açısıyla ilgilidir. Siz ve anne–babanız farklı bakış açılarına sahip olabilirsiniz. Bu da çok normaldir. Yaşınız ve gelişme özelliklerinizin getirdiği doğal farklılıklar yanında siz ve anne–babanız çok farklı ortamlarda yetiştiniz. Sizin yetişme ortamınız, arkadaş ortamınız, hayattan beklentileriniz ve arkadaşlarınızın aile çevreleri çok farklı. Siz belki arkadaşlarınızın anne–babalarının gösterdiği anlayışı, onlara sağladığı imkanları anne–babanızdan bekliyorsunuz. Onlarsa kendi yetiştirilme tarzları iş ve hayat tecrübeleri ile oluşturdukları anne–babalık tutumuna göre size davranıyorlar.

Güven duygunuzu kaybetmeyin
Anne–babanızın sizi eleştirme şekli güven duygunuzu kaybettirmesin. Anne–babalar genelde kendilerine çocuk ve gençliklerinde nasıl davranılırsa öyle davranırlar. Bazen susup susup sabredip birden parlayabilirler. Günlerce size anlayışlı davranmak için kendi kendine söz veren babanız işten bir şeye canı sıkılmış bir şekilde eve döndüğünde aynı şekilde anlayış göstermeyebilir. Ya da kendisinin de memnun olmadığı olumsuz davranış kalıplarına göre davranabilir.

Sağlıklı diyalog kurmak için…
Eğer anne–babanızla güzel, sağlıklı bir diyalog kurmak istiyorsanız iletişim kazalarını siz de önleme çabasında olabilirsiniz. Eğer birden parladılarsa kaçıp uzaklaşma yerine ortamın biraz sakinleşmesini bekleyip sonradan kendinizi ifade edebilirsiniz. Her anne–baba sevgi görmekten ve güzel sözler duymaktan hoşlanır. Her zaman onlardan beklemeyin. Siz de onlara güzel sözler söyleyin. Onları anneniz–babanız oldukları için ne kadar sevdiğinizi ifade edin.
Kendinizi ifade edin
Bazı anne–babalar çocuklarıyla diyaloglarını geliştirmek ister ve “bir derdin var mı, bana anlatabilirsin” derler. Fakat dinlemeye başlayıp da uygun görmedikleri bir konudan bahsedince hemen nasihat etmeye başlayarak iletişimi keserler. Sizin de anneniz böyle yapıyorsa bilin ki bu farkında olmadan yaptıkları bir davranıştır. Bu davranışın sizinle iletişimlerini keseceğini bilseler büyük ihtimalle yapmazlar. Siz böyle bir davranışın anne–babanızla aranızda kopukluğa yol açmasına fırsat vermeyin. Onlar nasihatlerini bitirince yeniden kendinizi ifade etmenin yollarını bulmaya çalışabilirsiniz.

Anlayışlar farklı olabilir ortayı bulun
Anlayış farklılıklarından kaynaklanan pek çok aile içi iletişim çatışmasında iki taraf da birbirine düşüncelerini sakin bir ortamda anlattığında orta yol bulunabilmekte, karşılıklı diyalog içinde görüş farklılıklarının azaltılması ve doğru olana ulaşılması da mümkün olabilmektedir.

VN:F [1.9.1_1087]
Rating: 1.0/10 (1 vote cast)
VN:F [1.9.1_1087]
Rating: 0 (from 0 votes)

Comments (0)

Yeni neslin dişi çürük!

Posted on 13 Haziran 2010 by

Türk Diş Hekimleri Birliği verilerine göre, Türkiye’de 12 yaşındaki çocukların yüzde 84’ünün dişlerinde çürük ve dişeti problemleri bulunuyor .Diş Dostu Derneği Genel Sekreteri Selda Alemdar Dinçer, diş çürüklerinin önemli ve önlenebilen bir hastalık olduğunu söyledi. Dünya Sağlık Örgütünün (WHO), 2015 yılı için dünya genelinde problemli dişler için belirlediği oransal hedefin 12 yaş grubu çocuklarda ortalama 3 problemli diş olduğunu ifade eden Dinçer, yine WHO verilerine göre, problemli diş sayısı ortalamasının İngiltere’de 0.9, İspanya’da 1.1, Belçika’da 1.1, Fransa’da 1.9, Yunanistan’da 2.2, Türkiye’de ise 5-6 olduğunu vurguladı.  

WHO’nun tüm dünyada problemli dişler için verdiği 2015 yılı hedefini, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin şimdiden yakaladığını belirten Dinçer, şöyle konuştu:
“Türk Diş Hekimleri Birliği verilerine göre, Türkiye’de 12 yaş grubunda nüfusun yüzde 84’ünün dişlerinde 5 ya da 6 çürük bulunuyor. Çocuklar ilk süt dişlerini çıkardıklarında, ağız sağlığı bakımına başlanmalı. Araştırmalara baktığımız zaman 2-7 yaş arasındaki çocukların sadece yüzde 18.8’inin diş hekimine gitmiş olduğunu görmekteyiz. Yine 2-7 yaş grubu çocuklar arasında dişlerini günde 1 kez fırçalayanların oranı yüzde 19.9 iken, hiç fırçalamayanların oranı yüzde 40 civarındadır. Diş sağlığını tam anlamıyla yaygınlaştırmada, okul ortamında çocuklarımızı bilinçlendirmek büyük önem taşıyor. Koruyucu bakım, yani çocuklara florid uygulamalar yapılması, yüksek risk grubunda olan çocuklara ise ek olarak yüzey örtücü uygulanması, çocukları diş çürüğünden korumaktadır. İsviçre ve İskandinav ülkelerinde okullarda bir diş hekimi bulunmaktadır. Ayrıca, aileler çocuklarına koruyucu uygulama yaptırmak zorundadır.”

KİŞİ BAŞINA DÜŞEN DİŞ MACUNU KULLANIMI
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ülkeleri arasında sağlık harcamalarına en az bütçeyi Türkiye’nin ayırdığını, bunun yanı sıra AB ülkeleri arasında da ağız ve diş sağlığı bakımından iyi bir durumda olunmadığını anlatan Dinçer, Türkiye’de yıllık diş macunu kullanım oranının kişi başına halen 75 gram düzeyinde gerçekleştiğini, İskandinav ülkelerinde ise bu rakamın 400 grama ulaştığını bildirdi.

Dernek olarak Kırıkkale Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, sağlık işleri müdürlükleri ve il milli eğitim müdürlüklerinin destekleriyle bir proje hazırladıklarını belirten Dinçer, proje kapsamında 2006-2007 döneminde 5 bin 380 çocuğa koruyucu anlamda florid jel uygulaması yaptıklarını kaydetti.

Bu yıl da toplam 10 bin çocuğu aynı uygulamasından geçirmeyi planladıklarını ifade eden Dinçer, 3 yıl sürecek proje sonucunda çocuklardaki diş çürüklerinde yüzde 70’lere varan iyileşme beklediklerini sözlerine ekledi. 

VN:F [1.9.1_1087]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.1_1087]
Rating: 0 (from 0 votes)

Comments (0)

94 yaşında mezun oldu

Posted on 13 Haziran 2010 by

OAKLAND – ABD’nin California eyaletinde 94 yaşındaki bir kadın üniversiteden mezun oldu.

Oakland’da sadece kız öğrencilerin kabul edildiği Mills Üniversitesinde sanat tarihi alanında lisans eğitimini tamamlayan Hazel Soares, 94 yaşında diplomasını aldı.

”Bu diplomayı almam çok uzun zamanımı aldı çünkü çok yoğun bir hayatım oldu. Sonunda başardım ve kendimi çok iyi hissediyorum” diyen Soares, bir müzede çalışmayı istediğini söyledi.

Liseden mezun olduktan sonra ekonomik şartlar yüzünden üniversiteye gidemeyen ancak bu hayalini hiçbir zaman unutmayan, iki kere evlenen ve altı çocuk yetiştiren Soares, hemşire olarak çalışmış.

Çocukları, torunları ve torunlarının çocukları Soares ile gurur duyduklarını belirtiyor.

Öte yandan 3 yıl önce 95 yaşındayken ABD’nin Kansas eyaletindeki Fort Hays Devlet Üniversitesinden mezun olan Nola Ochs adlı kadının, bu hafta sonu aynı üniversitede yüksek lisans eğitimini de tamamladığı bildirildi.

URL: http://www.ntvmsnbc.com/id/25095345/

VN:F [1.9.1_1087]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.1_1087]
Rating: 0 (from 0 votes)

Comments (0)

Advertise Here

Photos from our Flickr stream

See all photos

Advertise Here

Uçan Balon Hakkında

Uçan balon Franchising ülkemizin çağdaşlaşma yolunda girişimci adaylarına samimi bir davettir.

Blog Rating

Average blog rating:

1.0

 

Haziran 2010
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
     
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
282930  

Arşivler